Suzanne Collins'in yarattığı acımasız ve büyüleyici Panem evreni, The Hunger Games: Sunrise On The Reaping ile serinin en karanlık, en travmatik ve hayranlar tarafından en çok merak edilen dönemlerinden birine, 50. Açlık Oyunları'na geri dönüyor. İkinci Çeyrek Asır Oyunları'nın eşi benzeri görülmemiş dehşetini merkezine alan bu yapım, orijinal seride ikonikleşen, alaycı ve yaralı akıl hocası Haymitch Abernathy’nin trajik köken hikayesini gözler önüne seriyor. Capitol’ün acımasız sisteminin masum bir genci nasıl kendi kurallarıyla oynamaya zorladığını anlatan hikaye, hayatta kalmanın bedelini sarsıcı bir psikolojik derinlikle işliyor.
Panem’in tüm mıntıkalarında gün ağarırken, her yıl yaşanan o tanıdık ve boğucu korku bu kez çok daha ağır, nefes aldırmaz bir atmosfere bürünmüştür. İsyandan bu yana geçen elli yılı kutlamak ve Capitol’ün mutlak gücünü mıntıkalara bir kez daha kanlı bir şekilde hatırlatmak için özel olarak tasarlanan İkinci Çeyrek Asır Oyunları onuruna, bu yıl arenalara gönderilecek haraç sayısı acımasızca iki katına çıkarılmıştır. Yoksulluk ve çaresizliğin hüküm sürdüğü, kömür karası 12. Mıntıka'da genç Haymitch Abernathy, yaklaşan kıyımdaki şansı hakkında fazla düşünmemeye çalışarak sıradan hayatına devam etmeye çabalamaktadır. Onun hayattaki tek tutkusu, tüm bu distopik kabusun ortasında umursadığı tek şey, sevdiği kızla huzurlu, sessiz ve güvenli bir gelecekte var olabilmektir.
Ancak tüm mıntıkayı sessizliğe boğan o korkutucu kura töreni anı geldiğinde, Haymitch'in kurduğu o mütevazı hayaller saniyeler içinde paramparça olur. İsminin okunmasıyla birlikte ailesinden, aşık olduğu kadından ve bildiği tek dünyadan acımasızca koparılan genç adam, 12. Mıntıka'nın seçilen diğer üç şanssız haraçıyla birlikte lüks, yozlaşmış ve sahte bir parıltıya sahip Capitol'e doğru geri dönüşü olmayan bir yolculuğa çıkar. Capitol'ün baş döndürücü ihtişamı ve kana susamış kalabalıklarıyla yüzleşen Haymitch, çok geçmeden acı bir gerçekle baş başa kalır: O güne kadarki en kalabalık ve en ölümcül arenayı barındıran bu devasa şovda, hayatta kalma ihtimali imkansıza yakındır. Sistem, onların eninde sonunda başarısız olması ve izleyicileri eğlendirerek vahşice ölmesi için kusursuzca tasarlanmıştır.
Oyunlar başladığında ve arenanın gizlediği ölümcül doğa kendini gösterdiğinde, Haymitch'in içindeki o bildiğimiz isyankar ateş de tüm görkemiyle harlanır. Kazanma şansının kendisine karşı ne kadar hileli ayarlandığını bilmesine rağmen, Capitol'ün çaresiz bir kurbanı olmayı reddeden Haymitch tüm öfkesiyle savaşmaya hazırdır. Sadece fiziksel olarak hayatta kalmak için değil, aynı zamanda bu zalim sistemi kendi zekasıyla ve oyunun kendi kurallarıyla vurmak için vereceği eşsiz mücadele, onu yıllar sonra Katniss ve Peeta'nın akıl hocası yapacak olan o zeki, boyun eğmez ama ruhu paramparça olmuş adama dönüştürecektir. Bu epik hikaye, umudun en karanlık yerlerde bile nasıl yeşerebileceğini ve kazanmanın aslında ne anlama geldiğini sorgulatan destansı bir sinema deneyimi sunuyor.